Önümüze çıkacak engellerin aşılması ne kadar olanaksız, içinde bulunulan durum ne kadar kötü, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, bu durumdan kurtulmamız için hayallerimizin, umudumuzun ve bunu başarmak için inancımızın olması yeterlidir. Tıpkı Atatürk’ün gençliğe hitabesinde söylediği gibi.
1071 yılında Diojen’in orduları, kendisinden insanca ve silahça çok üstünken, kefen giyip orduların başına geçip düşmanlarını yenebileceklerine inandığını ve askerlerine de nasıl inandırdığını kahramanca tüm dünyaya gösteren ve savaşı kazanıp Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelişini ve bizim için tarihi bir olayın başlangıcını yapan Alparslan!..
En zayıf dönemlerinde bile muhteşem haçlı ordularını inançları uğruna defalarca bozguna uğratıp Hicaz’a ulaşmalarını önleyen, bunu dünyadaki Haçlı zihniyetinin kafasına mıh gibi kazıyan Selçuklular!..
Gemilerin sadece suda yüzdürüldüğü bilinip, buna göre önlem alınırken dağlardan, tepelerden kızaklarla bir gecede gemileri Haliç’e indirmeyi hayal eden ve buna inanıp gerçekleştiren, İstanbul’u fethedip bir çağ kapatıp başka bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet Han!..
Vatanın topraklarının büyük bir bölümü emperyalist ülkeler ve uşakları tarafından işgal edilmiş, halk çaresiz, yorgun, fakir düşmüş ve moralsiz. Ekmek, aş, silah, para ve düzenli bir ordu yok. Üstelik o dönem Osmanlı Devleti’ni yönetenler gaflet ve dâlâlet içinde. Satılık kalemler görevini lâyıkıyla yerine getirmekte!.. Memleketin çeşitli yerlerinde çeteler türemiş, işgalci güçlerin yaptıkları mezalim yetmiyormuş gibi bir de bu çeteler fakir halka zulmediyor. Kurtuluşun mucizelere bağlı olduğu zamanda bunu hayal eden, buna yürekten inanan ve bunu gerçekleştirmek için pusulası bozuk Bandırma Vapuru ile “ Ya İstiklal! Ya Ölüm!” parolasıyla Samsun’a, Anadolu’ya giden bir adam: Mustafa KEMAL!..
Atatürk’ün önderliğinde çok büyük bir azim, kararlılık, özveri ve sabır dolu mücadele ile dünyada eşi ve emsali görülmemiş emperyalistlere karşı kazanılan çok büyük bir zafer!.. Bu çok büyük bir mucizeydi ve bu destanı biz yazdık!.. Dışarıdan bize hiç kimse T.B.M.M’ yi kurun, Cumhuriyeti ilan edin, saltanatı ve hilafeti kaldırın, devleti laik sisteme oturtun, kılık kıyafetinizi değiştirin, Latin harflerini kullanın, medeni kanunu getirin, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyın demedi. Bunların olmasını biz istedik ve biz uyguladık. Üstelik o zamanın kapalı toplumu bile bu yenilik hareketlerini benimsemiştir.
Geçmişimize, şanlı tarihimize dönüp baktığımızda Ergenekon ruhunu örneğin; Malazgirt'te, Selçuklu Devleti’nin Haçlı ordusuna karşı kazandığı zaferlerde, İstanbul’un fethinde, 19 Mayıs 1919 sabahında, Kurtuluş Savaşı’nda ve bu mücadelelerin meyvesi olan Lozan’da görebiliriz.
Destanda, gerçekleşmesi çok mümkün görülmeyen koskoca aşılmaz bir dağın demir madeni bölümünü eritme ve yol açma hayalini, umudunu, inancını, azmini, son derece kararlılığını, ileriyi görme ve kriz yönetme özelliği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te, madeni eritmek için yakılmak üzere birileri odun ve kömür taşırken, Kurtuluş Savaşı’nda sırtında bebesiyle cepheye cephane taşıyan, yağmur yağdığında bebesinin üstündeki battaniyeyi ıslanmasın diye silahların üzerine örten isimsiz Türk kadınlarında, madenin ön ve arka tarafında yakılan ateşi birileri körüklerken, Kurtuluş Savaşı’nda Namık KEMAL’ in, Ziya GÖKALP’ in, Mehmet Akif ERSOY’ un, Halide Edip ADIVAR’ ın yazdıkları oyun, hikaye ve şiirleriyle halkı galeyana getirdiklerinde, milletin vatansever ve milli duygularını körüklediklerinde, eriyen demiri işleyip yapılan sanatkarlığı Alparslan’ın elindeki kılıçta, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde surları dövmek için yaptırdığı toplarda, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndaki cephane bittiği zaman kullanılan süngüde, madeni eritmedeki gösterilen itinayı, inceliği, sabrı ve kararlılığı Lozan’da görebiliriz.
Kurtuluş Savaşı’nı ve Lozan’ın sonuçlarını hazmedemeyen emperyalist ülkeler savaş yoluyla Türk Milleti’ni bölüp parçalayıp elde edemeyeceklerini anlayınca, bu sefer bizi kendi içimizde birbirimize düşürmeyi, Cumhuriyetin çimentosu olan Atatürkçü düşünceyi yok etmeyi, ulus devleti ve üniter yapı taşını yerinden oynatmayı planlayıp uygulamaya koymuşlardır. Önce sağcılık - solculuk, sonra Alevilik - Sünnilik tartışmalarını açarak bu milleti birbirine düşürmüş ve kardeşi kardeşe vurdurmuşlardır. Günümüzde ise PKK belasını bu milletin başına sarmışlar, otuz bin vatan evladının ölümüne, Türkiye’nin iç ve dış borcunu ödeyecek maddi zarara uğramasına sebep olmuşlardır. Bir yandan Türk Milleti’nin bağrından kopan TSK, yurt dışında da barışa katkıda bulunmak için Kore, Somali, Bosna Hersek, Kosova, Afganistan, Lübnan gibi sınır ötesi ülkelere giderken diğer yandan kendi iç barışını ve huzurunu tehdit eden PKK’ya yönelik sınır ötesi harekatının engellenmesi kimlerin ve hangi emelin hayali?
Diğer bir taraftan da, bir milleti millet yapan, bir arada tutan değerlerden en önemlisi olan dilimizi bozma çabası içindedirler. “Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk Milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına, mensubiyetine iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” diyen K. ATATÜRK. Bu vecizesini sözde bırakmayıp, kendi parasıyla Türk Dil Kurumu’nun kurulmasına katkıda bulunmuştur. Günlük konuşmalarımız da o kadar yabancı kelimeler var ki ayıklamak mümkün değil. Televizyon programlarında ve dizilerinde Türkçe açıkça katlediliyor. Caddelerde ve sokaklarda dolaşırken dükkânların tabelaları yabancı isimlerle dolu. Sanki Türkiye’de değil de bir Avrupa ülkesindeyiz. Ayrıca Konfüçyüs da “Bir milleti yok etmek istiyorsan önce dilini yok et.” demiştir.
Döneminde Osmanlının borcunu ödeyip iç ve dış borç bırakmayan Atatürk: “İktisadi bakımdan da bağımsız olmadıkça tam bağımsız sayılamazsınız” demiştir. Bugün ise Türkiye’nin iç – dış borcu üç yüz milyar dolar civarındadır. Türkiye’nin PKK gibi bir sorunu olmasaydı, Türkiye’nin teröre harcadığı üç yüz milyar doları; borcunu ödemeye, refaha ve kalkınmaya kullansaydı Türkiye’nin ekonomik durumu bugünkü gibi mi olurdu? IMF’ ye ihtiyaç duyulur muydu? IMF ikide bir Türkiye’ye gelip işimize karışır mıydı? PKK sorununu Türkiye’nin önüne koyanlar acaba ekonomik yönden de amaçlarına ulaşmışlar mı?
Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençlik ise bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde vatan sevgisinden, bağımsızlık duygusundan, milli şuurdan, tarih bilincinden yoksun ve bizi ayakta tutan değer yargılarımızdan uzak yetiştirilmeye çalışmaktadırlar. Günümüzün en etkili yayın organlarından televizyonlarda erken saatlerde izlettirilen genel ahlaka aykırı dizi, magazin, benzeri programlar ve İnternet’te kurulan tuzaklarla gençleri uyuşturmaktadırlar. Gençlerimizin hayali çalışarak çabalayarak önemli yerlere gelmek değil, manken olmak, pop star yarışmalarına katılmak yada katılanlara ve mafyaya özenip ünlü olmak, kısa yoldan para kazanma ve zengin olma hayali içindedirler.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayakta tutan değerlerden dil, din ve kültür ile birbirine bağlı
kardeşlik bağına dinamit koymak, Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençliğin ayarıyla oynamak, içimizden bazı kesimleri kan uykusuna yatırmak ve ekonomik yönden dışa bağımlı hale getirmek gibi taktiklerle Türkiye’yi bölmek, parçalamak, 15 yıl önce yabancı gazetecilerin de tanık olduğu savunmasız ve silahsız Azerileri, kadın, çoluk çocuk demeden vahşice Hocalı Katliamını yapan Ermenileri görmeyenlerin soykırım iftira tasarısını ikide bir gündeme getirmesi kimlerin ve hangi emelin hayali?
Büyük Ortadoğu projesini hayata geçirmek için saçma sapan bir bahaneyle okyanuslar ötesinden gelip yanı başımızdaki devleti işgal etmek, sanki Irak Devleti’nin bütünlüğünün korunmasını savunuyormuş gibi yapıp parçalayıp kukla devletler kurmak, Kerkük’teki petrole sahip olabilmek için tapu ve nüfus dairelerini yakmak, bölgenin nüfus yapısını Türkmenlerin aleyhine değiştirmek ve ona göre yapılandırmak, yapılacak referanduma kılıf hazırlamak kimlerin ve hangi emelin hayali?
Avrupa Birliğini kurmak, birliğin içinde hangi devletlerin yer alacağına, hangi devletin üye olmayacağına sanki üye olacakmış gibi abuk sabuk isteklerde bulunmak, kendilerinde benzeri olan bana göre anayasada değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerinden bir tanesi olması gereken Türklüğe hakaretle ilgili 301. maddeyi kaldırılmasını istemeleri kimlerin ve hangi emelin hayali?
Dünyada Kominizim çöktükten sonra yanı başımızda bağımsızlığına kavuşan ve toprakları yer altı zenginliklerinden dolayı emperyalist ülkelerin ağzını sulandıran Türk Devletleri, soy ve kan bağıyla birbirlerine bağlı olan Türkiye ile acaba Türk birliği ve beraberliği kurarlar mı? diye kabuslar gören ve bu fikri aklımıza getirmemek için ellerinden geleni yapmak kimlerin hayali?
Bence Türkiye; Kıbrıs Barış Harekatıyla dili, dini, ırkı, kültürü, tarihi, gelenek ve görenekleri farklı olan iki milleti iki ayrı devlet olmasına katkıda bulunarak Kıbrıs sorununu çözmüştür. Adadaki Türkler özgülüğüne kavuşmuş, bugüne kadar kavga ve kargaşa olmamış, kan akmamıştır. Böylece çözülmüş olan Kıbrıs sorununu varmış gibi kaşımak kimlerin ve hangi emelin hayali?
Bana öyle geliyor ki dış güçler bir yandan bize Ergenekon felsefesini unutturmaya çalışırken diğer yandan bu felsefeyi tersine çevirip bize karşı kullandığını; ezelden beri engel gördükleri büyük Türk Milletini devre dışı bırakıp bitmez tükenmez Anadolu’yu ele geçirme hayalinde, bu amaçlarına ulaşmak için tasarladıkları tehlikeli tuzakları misyoner ve ajanlarının aracılığıyla Anadolu’ya taşımada, bizi birbirimize düşürmek için bin yıldır aklımıza gelmeyen mezhep ve ırk ayrılığını çatışmaya dönüştürmek, kardeşi kardeşe vurdurarak manasız bir kini körüklemede, şu anda sahip olduğu ileri teknoloji ve silahlarda görebiliriz. Tek eksileri kuru bir dilim ekmek ve bir matara suyla günlerce savaşabilme, dayanma gücü, sabrı, azmi ve iradeyi, cephane bittiğinde süngü takabilme bileği, makineli tüfekler ölüm kusarken komutanı “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!” dediğinde bu emre korkusuzca uyan milyonlarca yüreği, şehit olup şahadet şerbeti içme isteği, arzusu, dileği en kötü şartlarda bile milleti derleyen, toplayan, bir araya getiren, inanan ve inandıran, motive eden bir lideri, ilkeleri ve devrimleri...
Tarihimize göre biz kendi kurduğumuz hayallerin, emellerin ve hedeflerin peşinden koştuğumuz zaman başarılı olabiliyoruz. Başkalarının kurduğu veya kurdurduğu hayaller, emeller ve hedeflerle değil.
Atatürk’ün de dediği gibi: “Dünyada hiçbir millet, başka bir devletin ve milletin telkinleriyle
yükseltilemez ve
yüceltilemez. Tarihte böyle bir örnek yoktur.” Rumuz : ÖNCE VATAN